- Çocuk Polisi Kimdir?
- Çiçekler Solmasın Anneler Ağlamasın
- Guvenli Okullar Projesi
- Anne ve Babalara Tavsiyelerimiz
- Bunları Biliyormusunuz?
- Çocuğunuz Kaybolduğunda Yapmanız Gerekenler
- Çocuklara Yönelik Faaliyetlerimiz
- Çocuklarla İletisim
- İnternet Cafe Uygulamalarımız
- İnternet Kullanan Ailelere Önerilerimiz
- Çocuklar İçin Trafik Güvenliği
SEVGİLİ ANNELER VE BABALAR
Hepimizin ortak amacı çocuklarımızın fiziksel ve ruhsal olarak sağlıklı yetişmesidir. Bunda anne-babaların tutumlarının etkisinin büyük olduğu gerçeği yadsınamaz. Anne-babaların çocuklarına yönelik tutumlarının sağlıklı olması, büyük ölçüde onların kendi içlerinde barışık, dengeli, huzurlu ve birbirlerine karşı sevgi ve saygılı olmalarına bağlıdır.
AİLE OLARAK ŞU HUSUSLARI BİLMELİSİNİZ
|
|
Çocuğunuzun, arkadaşları ve aileleri hakkında bilgi sahibi olun. |
|
İyi seçilmiş bir arkadaş çevresi olmasına özen gösterin. |
|
|
Arkadaşları ve ailelerinin adresleri ve ev telefonlarını mutlaka öğrenin. |
|
| Okul döneminde çocuğunuzun gidiş - dönüş saatlerini takip edin ve kullandığı yol güzergahını bilin. | |
| Çocuklarınıza, internet üzerinde kendileri ve aile bireyleri hakkında kimlik numarası veya kredi kartı gibi bilgileri paylaşmamalarını öğütleyin. | |
| Çocuklarınıza değer verin, başarılı oldukları işlerde ödüllendirin. | |
| Ortak Problemlerini birlikte çözün ve çocuklarınızı dinleyin | |
| Önemli olan kardeşine veya arkadaşlarına kıyasla ne kadar başarılı olduğu değil, kendi yapabileceklerine kıyasla, ne kadar başarılı olduğudur. |

![]()
|
|
Çocukların sizlere her konuda güvenmeleri ve her türlü sorunlarını sizlerle konuşabilmeleri çok önemlidir. |
| Okul öncesi çocuklarınızın ev dışında yalnız başlarına dolaşmalarına ve nezaret edilemeyecek yerlerde oynamalarına ( özellikle kalorifer daireleri, bodrumlar, inşaat vb.) izin vermeyin. | |
| Çocuklarınız okula yürüyerek gidiyorsa, bilinen işlek caddelerden, grup halinde gidip gelmeye dikkat etmelerini öğütlenmeli. | |
| Issız parklar, yollar ve yerlerden uzak durmaları, toplu olarak oynayan çocuklardan ayrılmamaları ve tek başına oynamamaları öğütlenmeli | |
| Tanımadıkları şahıslardan para veya hediye almamaları , yabancı şahıslarla herhangi bir yere gitmemeleri, kesinlikle yabancıların arabalarına binmemelerini öğütlenmeli | |
| Evden dışarı çıktıklarında, nerede ve kiminle birlikte olduklarını size her seferinde söylemelerini öğütlenmeli | |
| Evde yalnız kaldıklarında tanımadıkları kimseye kapı açmamaları telefonla yabancı kimselere bilgi vermemeleri öğütlenmeli |
- Çocuklar ve Bilgisayar Alışkanlığı
- Çocuk ve Televizyon Alışkanlığı
- Çocuklar ve Oyun
- Çocuklara Kitap Okuma Alışkanlığı Kazandırmak
- Çocuklarda Kendine Güvensizliği Yenmek
- Çocuklarda Küfür Alışkanlığı
- Çocuklarda Öğrenme Bozukluğu
- Çocuklarımız İçin İnternet Alışkanlığı
- İnternet ve Çocuk İstismarı
ÇOCUKLAR VE BİLGİSAYAR ALIŞKANLIĞI
Teknoloji kuşkusuz insanların günlük yaşamlarını kolaylaştırıcı pek çok imkan sağlamaktadır.
Teknoloji kuşkusuz insanların günlük yaşamlarını kolaylaştırıcı pek çok imkan sağlamaktadır. Bilgisayar, internet, cep telefonu, televizyon gibi araçlar bir yandan hayatı kolaylaştırırken diğer yandan da bu araçları kullanma bağımlılığını da beraberinde getirmektedir. Özellikle küçük çocukların ve ergenlerin bu tür bağımlılığa daha yatkın olduğu görülmektedir.
Literatürde henüz bilgisayar bağımlılığı adı altında bir davranış bozukluğundan bahsedilmemekle birlikte, yol açtığı sonuçlar düşünüldüğünde dikkate alınması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Çocuğunuz bilgisayar, atari chat, internet başında zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyor ve bütün gün başından kalkamıyorsa, yemek yemeyi, uyumayı, okula gitmeyi unutuyor veya erteliyorsa, uyku saatleri düzensizleşmeye başladıysa, ders başarısında düşmeler görülüyorsa, arkadaşlarıyla ve ailesiyle geçirdiği vakit eskisine nazaran azaldıysa, harçlığının tamamını internet cafelerde harcıyorsa, internet cafelere gidebilmek için anne – babasından izinsiz para alıyorsa bir sorun olduğu düşünülebilir.
BİLGİSAYAR BAĞIMLILIĞININ NEDENLERİ
Günlük yaşamda kendilerini ifade etmekte güçlük çeken çocukların sanal ortamda kendilerini olmak istedikleri kişi gibi tanıtabilmeleri,
Kişi kendisini internet ortamında sanal da olsa bir guruba ait hissedebiliyor. Bu durumun günlük yaşamda iletişim kurmada ve sosyal ortamlara katılmada sorun yaşayan bireylere kolaylık sağlaması,
Arkadaşlarıyla sürekli iletişim içinde olmayı seven ergenler için, telefona göre daha ucuz, uzun ve birçok kişiyle aynı anda iletişim kurma olanağı sunması,
Günlük sıkıntı ve sorunlardan uzaklaşma, gerçeklerden kaçma olanağını sağlaması,
Daha çok hassas, yalnız, çabuk sıkılan, içedönük, kendine güveni az ve bağımlılık geçmişi olan bireylerin bilgisayar bağımlılığına daha yatkın olması,
Kişilerin, günlük yaşamda yaşayamadıkları yarışma, rekabet ve kazanma gibi duyguları, sanal ortamda doyurma olanağı bulmaları,bilgisayar bağımlılığı arasında gelmektedir.
ÖNERİLER
Sanal Yerine Doğal Ortam: Çocukların arkadaşlarıyla doğal yollardan görüşmeleri için ortam hazırlayabilirsiniz. Çocuğunuzun arkadaşlarıyla evde ve bahçede yapabilecekleri uğraşılar, hobiler, yaz kampları, hafta sonları doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler.
Spora Yönlendirme: Çocuğunuza uygun bir spor çalışması seçtirebilirsiniz. Böylece haftanın birkaç günü spor yaparak geçirmesini, bedensel, zihinsel ve sosyal gelişme imkanı bulmasını sağlayabilirsiniz.
Sosyal Beceri Eğitimi: Çocuklar veya ergenler kendi akran gruplarında iletişimi başlatmada ve sürdürmede güçlük yaşıyor olabilirler. Bu kişilerin internet, atari ve chat gibi sanal ortamlarda bu problemi yaşamadıkları görülmektedir. Bu nedenle sağlıklı bir sosyal beceri gelişimi için okul Psikolojik Danışmanından veya “Sosyal Beceri Eğitimi Grupları” yapan özel psikolojik danışma merkezlerinden yararlanabilirsiniz.
İnternet Kullanım Sözleşmesi: Çocuğunuzla internete hangi saatlerde girebileceği, ne tür siteleri ziyaret edebileceği, hangi oyunları oynayabileceği, bilgisayarda ne tür etkinlikler yapabileceği, bilgisayar başında ne kadar süre geçirebileceği gibi konuların yer aldığı yazılı bir sözleşme hazırlayarak karşılıklı imzalayabilirsiniz.
Bilgisayarın herkesin bulunduğu bir ortama konması, çocuğunuzun etkili bilgisayar kullanma alışkanlığı kazanması açısından yararlı olabilir.
Çocuğunuzun bilgisayar bağımlısı olmasının altında yatan ihtiyacın keşfedilerek bunun doğal ortamlarda doyurulmaya çalışılması da etkili olabilir.
Çocuğunuza bilgisayar kullanımını yasaklamak yerine dozajında ve etkili kullanma alışkanlığını kazanmasında yardımcı olmak daha istendik sonuçlar almanıza yol açabilir.
Kaynak : Doğan DEDE (www.cocuk-gelisimi.com)
Televizyon çocukların ilk aylardan itibaren ilgisini çeken bir araçtır.
Televizyon çocukların ilk aylardan itibaren ilgisini çeken bir araçtır.Birkaç aylık bebekler bile bu renkli, hareketli ve sesli görüntüyle ilgilenirler, görme alanları içinde takip edebilirler. Bebekler büyüyüp özellikle müziğe ilgi duymaya başladıkça müzik eşliğinde verilen görsel olarak vurgulanan görüntülere daha fazla ilgi duymaya başlarlar.Televizyonda söz ve görüntü bir arada verildiği için çocuklar çok kolay etkilenirler. İyi seçilmiş programlar izlettirildiğinde çocukların bilgisini, hayal gücünü artırabilir. İlk yıllarda özellikle reklamlar bebeklerin ve çocukların ilgisini daha fazla çeker. Müzik kanalları da aynı şekilde müzik-ritim ve renkli görüntülerin eşlik ettiği klipler nedeniyle ilgi çekici olur. Bu dönemde fazla televizyon karşısında tutulan çocukların televizyon izleme alışkanlıklarının gelişmeye başladığı bilinmektedir. Özellikle de çocuğa rahat yemek yedirmek veya onun sakince oturmasını sağlamak amaçlı olarak televizyon seyretmeye teşvik edilen çocukların okul yıllarında da sürdürecekleri şekilde televizyon izleme alışkanlığı gelişmektedir. Ayrıca anne-babası çok televizyon izleyen çocukların da yine model alma yoluyla zaman geçirme ve eğlenme aracı olarak televizyonu tercih etmeleri söz konusudur.
Çocuklarımıza sınırlar koymakta karşılattığımız sorun, onların televizyon alışkanlıklarını incelediğimizde bariz bir açıklık kazanır. Bence televizyonlar, tıpkı sigara paketleri gibi bir uyarı etiketi ile satılmalıdır. Televizyon izlemek sigara gibi ani fizyolojik zararlara yol açmasa da, çocuklukta aşırı yemek düşkünlüğünün artışındaki önemli etkenlerden olduğu ileri sürülebilir ve şüphesiz bu düşkünlük hastalıklara neden olur ve hayatı kısaltır.
Televizyon fiziksel olarak bağımlılık yaratmasa da, psikolojik bir bağımlılık oluşturma yeteneğini sorgulamak güçtür. Amerikalıların alışkanlıkları üzerine bir ansiklopedi olan Peoplepedia tarafından yapılan bir ankette, binin üzerinde kişiye kendileri televizyondan vazgeçmeye ikna edecek şeyin ne olduğu soruldu. Şaşırtıcı bir şekilde % 46’sı bir milyon dolardan az bir para için televizyondan vazgeçmeyeceğini ifade etti ve ankete katılanların % 25’i bu miktar için bile bunu yapmayacağını söyledi.
Televizyon başlı basma kötü bir şey değildir ve DZ becerilerinin gelişmesini asıl engelleyen, televizyon önünde geçirilen pasif zamandır.
Amerikalı çocuklar haftada ortalama yirmi dört saat televizyon seyrediyorlar; bu, haftada bir gün demek!
Aslında, çocuklarımız, televizyon izlemeye uyku hariç diğer etkinliklerden daha fazla zaman ayırıyorlar.
Ortalama düzeydeki çocuk beş yaşına geldiğinde ortalama üniversite öğrencisinin dört yıl boyunca okulda geçirdiği kadar bir zamanı televizyon izleyerek harcamış oluyor!
Uzmanlar aşırı televizyon izlemenin çocuklar için iyi olmadığını uzun zamandır savunsa da, birçok ebeveyn kendi televizyon bağımlılığı yüzünden çocuklarının televizyon önünde geçirdikleri zamanı denetleyememektedir. Bu, bir alkolikten ölçülü olmasını istemek gibi bir şeydir. Birçok ebeveyn televizyonun çok pahalı olmayan bir bebek bakıcısı olduğunu keşfetmiştir. Ancak duygusal zekası yüksek çocuklar yetiştirmeye ciddi olarak niyetliyseniz çocuğunuzun televizyon izleme süresine katı sınırlar koymak zorundasınız.
Benim önerim, ailenizin günlük televizyon izleme süresini iki saatle kısıtlamanızdır. Bu süre kiralık video filmlerin ve oyunları da içermelidir). Bu sadece çocuklara değil, ailedeki herkese uygulanmalıdır. Elinize televizyon programlarını alıp çocuklarınızla birlikte oturun ve izlemek istedikleri (sizin de onayladığınız) programların seçiminde onlara rehberlik edin. Televizyon izlemek çoğunlukla sadece zaman doldurmaya yarar; daha ileride göreceğiniz gibi, gerçekten de çocukları heyecanlandıracak çok fazla şey vermez.
Başlangıçta çocuğunuzun televizyondan uzak geçirdiği zamanı Planlamanız gerekse de, TV’den bir kez soğuduktan sonra bu konuda yaratıcı olacaktır. Bir sonraki aşama, televizyon izlemenin yerini alacak etkinlikleri planlamaktır. Dama, satranç benzeri oyunları dolaptan çıkarın, kütüphaneye gidip birkaç kitap alın, üzerinde çalışılabilecek sanat tasarılarının ve hobilerin listesini çıkarın, çocuklarınızı spor programlarına kaydettirin. 8. Bölüm’de göreceğiniz gibi bilgisayar başında geçen zamanı televizyon izleyerek geçen zamanla eşdeğer bulmuyorum, çünkü bu pasif değil, aktif bir zamandır ve DZ becerilerinin öğretiminde büyük bir potansiyele sahiptir. Yine de, bilgisayarlar sadece sanal bir gerçeklik sunar ve çocuğa bir kucaklama hissi ya da bir top sahasının kokusunu veremezler, bu nedenle bilgisayar önünde geçirilen zaman da sınırlanmalıdır.
Kaynak : Doğan DEDE (www.cocuk-gelisimi.com)
Çocuk doğuştan itibaren hareketli bir yaratıktır. Yürümeye başlamadan önce kol ve bacaklarını
Çocuk doğuştan itibaren hareketli bir yaratıktır. Yürümeye başlamadan önce kol ve bacaklarını gelişi güzel sallar, kıpırdatır. Vücudunu sağa-sola çevirmek, döndürmek ister. Bu hareketler deneyimsiz ve gayri ihtiyari hareketlerdir.
Oyun, hareket meydana getirir. Hareket ise solunum organlarını faaliyete geçirir. Böylece oyun yolu ile yorulmadan güç kazanılır. Oyun dikkati, çabuk karar vermeyi, çevikliği, atikliği ve cesareti artırır. Oyun sırasında çocuklar kendi kendilerini yönetmeyi öğrenir, aralarında başkan seçerler. Kurallar koyar, kurallara uymayı öğrenirler, çevresindeki arkadaşlarını daha iyi tanır ve onlarla olan ilişkilerini kuvvetlendirir, disiplinli yaşamaya a1ışır ve farkında olmadan kendini serbestçe ifade etmenin ilk deneyimlerini yaparlar.
Oyun sayesinde, çocuk ilerideki sosyal hayatını hazırlar, çünkü oyun, çocuğu tanımakta ve kişiliğinin gelişmesinde önemli bir yer teşkil etmektedir. Mesela çocukların evcilik oyunlarında misafirleri karşılama, onlara " Hoş geldiniz. Nasılsınız ? " gibi sözleri yerinde kullanma ve daha sonra şeker, çay, kahve gibi ikramlarda bulunma çocukları hem mutlu eder, hem de beşeri münasebetlerdeki nezaketi öğretir. Veya bilye oynayan çocuklar, bilye oynarken nişan almayı, uzaklık ve yakınlığı ölçmeyi, hedefe isabet ettirmeyi öğrenirler ki bu sayede hem görme organı, hem de kasları eğitilir.
" Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur " atasözünden yola çıkarak, vücutça sağlam, dinç olan kişi daha sonra fikir yönünden de uyanık olur. Çocuğun doğumundan her yaş basamağına kadar çeşitli oyun isteklerini yerime getirmek isteyen anne-babalara çok az rastlanmaktadır. Bilindiği gibi çocuklar, küçük yaş1ardan itibaren su ile oynamasını, çıplak ayakla yürümesini, gezmesini çok severler. Kağıttan kayıklar yaparak suda yüzdürmekten hoşlanırlar. Ama büyükler her fırsatta üstlerini ıslatıyor bahanesiyle onlara engeller koyarlar. Ya da dışarısı soğuktur, üşütür, sıcaktır terler, kırar, döker bahaneleri günlük hayatımızda sıkça yerini alarak, çocukların oyundan alıkoyulması yanlıştır.
Soğuksa giydirilip, sıcaksa terinin kurutulması, kırılacaksa kaldırılması anne ve babalar tarafından temin edilerek çocuğun oyun oynamasına izin verilmelidir. Çocukların gereksiz baskılar altında bırakılması, küçümsenmesi hatta dayak atılması bir eğitim aracı olmamakla birlikte çocuğun ileriki hayatında ortaya çıkacak, kişiliğini olumsuz yönde etkileyecek ciddi bir faktördür. Çevresinden korkarak bir köşede oturan çocuk, akıllı bir çocuk değildir.
Her çocuğun zeka gelişiminin % 50 sinin doğumla 4 yaş arasında, % 30 unun 4 - 8 yaş arasında, % 20 sinin 8 - 18 yaşlar arasında olduğunu göz önünde bulundurursak, zeka yüzdesinin en büyük bölümünün okul öncesine rastladığını görmek mümkündür. Böylece de, oyunun ne kadar büyük bir ehemmiyet taşıdığını anlamış oluruz. Oyun aracılığıyla insanın en derinlerinde bulunan yetenekleri kendini gösterir. Eğitici oyunların çocukta bedeni, zihni ve ruhi gelişimini sağlama yönünden faydalı olduğu gibi, çocuk üzerinde haz ve neşe yaşatır, ona iyi davranışları kazandırmasında, arkadaşlık ilişkilerinin güçlendirilmesinde, çevresine saygılı olma yollarının öğretilmesinde, hikaye ve masal aracılığıyla hayal gücünün kuvvetlenmesinde ve çevresiyle paylaşmayı, yardımlaşmayı ve gurup kurallarına uymayı öğretilmesinde önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Önemli olan anne - babaların çocuğa her oyunu değil, eğitici olan oyunları seçmesi ve sunmasıdır.
Kaynak : (www.atib.org)
ÇOCUKLARA KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI KAZANDIRMAK
Çocuklara Okuma Alışkanlığının Kazandırılmasında Aile ve Öğretmenlerin Rolü
Çocuklara Okuma Alışkanlığının Kazandırılmasında Aile ve Öğretmenlerin Rolü
Okuma alışkanlığı kişinin bir gereksinim olarak algılaması sonucu okuma eylemini, yaşam boyu sürekli ve düzenli biçimde gerçekleştirmesidir. Kişilerin okumayı öğrendikten sonra bu eylemi zevkle yapmalarını sağlamak için kazanmaları gereken önemli bir beceridir. Okuma alışkanlığının, temelinin aile içinde atıldığı ve devamının eğitim sisteminde öğretmenler tarafından öğrenciye kazandırıldığı düşünülürse bu alışkanlığın kazanımında aile ve öğretmenlerin rolü büyüktür.
Çocukların ilk alışkanlıklarını kazandığı ve ilk öğrendiklerinin ailede gerçekleştiği düşünülürse çocuğun önünde ebeveynlerin sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, ileride çocuğun okuma alışkanlığını önemli ölçüde etkiler. Okumayan, çocuklarının okumasına destek olmayan ebeveynlerin çocuklarının gerçek anlamda okuma alışkanlığına sahip olması beklenemez. Aksine ebeveynin bu konuda çocuğuna karşı göstereceği ilgi ve vereceği destek çocuğun okuma eğiliminin sürekli, düzenli biçimde ve eleştirel bir içerikte Gerçekleşmesini, sağlayacaktır. ""Çocukların aile üyeleriyle olan ilişkileri, diğer bireylere , nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur"" . Ayrıca ebeveynlerin eğitim düzeyi, mesleği ve ekonomik düzeyi bu alışkanlıkların kazandırılmasında etkilidir.
Çocuklara okuma alışkanlığının kazandırılması için anne-babalara önemli görevler düşmektedir.
Bu alışkanlığı kazandırmak için :
-Küçük yaşlarda, çocuğa özel zaman ayırarak, onun ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü, masal kitaplarını okuyarak temeller atılabilir.
-Evde hem aile fertlerinin hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türde kitapları içeren bir kitap köşesi oluşturulabilir. Eğer evde sürekli televizyon seyredilip hiç kitap okunmuyorsa çocuklarında kitap okumasını beklemek gerçekçi olmaz.
-Kitaplar çocukların ilgi alanlarına göre ve çocukla birlikte seçilmelidir.-Anne babalar, çocukla birlikte alışverişe veya gezmeye gittiklerinde, bir kitapçıya ya da kitap-dergi reyonuna uğramayı ihmal etmemelidirler.
-Kitap okuma alışkanlığının kazanılmasında kütüphane kullanımının etkisi büyüktür. Bu nedenle çocuklar için çevre kütüphanelerin tanıtılmasına yönelik gezilerin yanında okul kütüphanesinin aktif kullanımı için yönlendirilmeleri gerekir.
-Anne babaların ödül listesinde mutlaka kitap olmalıdır.
-Çocuğu sürekli okuması yönünde uyarmak yerine, kitap okuduğunda onu destekleyerek motive etmek daha doğru olur.
-Yaşına uygun bir dergiye abone olması ya da düzenli bir şekilde takip etmesi için yol gösterilebilir.
Bu konuda araştırmaları bulunan Baumberger’in ebeveynlere önerileri ise aşağıda sıralanmıştır ;
-Ebeveynler çocuklarına yüksek sesle ve sıkça hikayeler okuyabilir ve anlatabilirler.
-Çocukların gereksinimleri ve yaşına göre ebeveynler evlerinde kitaplık oluşturabilirler.
-Ebeveynler ailece belli zamanlarda, belli bir sürenin okumaya ayrılmasını sağlayabilirler
-Ebeveynler çocuklarına okudukları şeylerin önemini anlatabilirler
-Ebeveynler, çocuklarını verdikleri harçlıkların bir kısmını kitap almak için harcaması konusunda eğitebilirler.
Çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında aileden sonra öğretmenlerin de çok önemli rolleri vardır. Öncelikle iyi bir okuyucu olarak öğrencilere örnek olan öğretmenler aynı zamanda temel okuryazarlığın okuma alışkanlığına dönüşmemesi halinde bir anlam ifade etmediğini, kitap okumanın öğrenim sürecicinin bir parçası olduğunu ve yaşam boyu sürmesi gerektiğini öğrencilere sürekli ifade ederler.
Ayrıca öğretmenler bu konuyla ilgili çeşitli faliyetlerde bulunurlar;
-İlk öğretimin ilk sınıflarında sınıf kitaplıkları oluştururlar. Sınıf panosunda öncelikli okunması gereken kitaplar sergiler ve öğrencilerin kitapla iç içe olmaları sağlarlar.
-Sınıf öğretmenleri imkan varsa okul kütüphanesinde yoksa sınıf içinde serbest okuma saatleri düzenleyerek, çocukların kendi seçtiği kaynakları okuması için ortam hazırlarlar.
-Okulda kitap okumanın önemini anlatan bir duvar gazetesi oluşturup, öğrencilerin okudukları kitaplarla ilgili yazıları bu gazetede sorgularlar.
-Velilerle görüşmeler yaparak onları çocuklarına okuma alışkanlığı kazandırabilmeleri için neler yapmaları gerektiği konusunda bilgilendirirler.
-Öğrencilerin sırf roman hikaye türü kitaplar değil, biyografi, gezi, hatıra, kişisel gelişim, araştırma vb. kitaplara da yönelmesini sağlarlar.
-Öğrencileri okul kütüphanesini kullanmaları için yönlendirilebilir ve birlikte çevre kütüphanelere geziler düzenleyerek çocuklara kütüphane kullanma alışkanlığı kazandırırlar.
Çocuklara okuma alışkanlığı kazandırılması konusunda Prof. Dr. Bülent Yılmaz’ın dikkat çektiği dört nokta vardır ;
1. Çocukluk dönemi kişiliğin oluştuğu dönemdir
2. Okuma, sağlıklı ve gelişmiş bir kişiliğin temel taşlarından birisidir.
3. Ebeveyn ve öğretmen, çocuğa okuma alışkanlığı kazandırma ve geliştirmede doğrudan sorumlu kişilerdir.
4. Okuma alışkanlığı, ancak çocukluk döneminde kazanılır. Bu dört noktanın bilincine varılması, çocukların okuma alışkanlığı kazanmasına etki eder. Genel olarak ebeveynin çocuğuna göstereceği ilgi ve vereceği destek çocukların bu gün ve gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasını sağlayacaktır.
Kaynak : (egitim.milliyet.com.tr)
ÇOCUKLARDA KENDİNE GÜVENSİZLİĞİ YENMEK
Özgüven bir insanın mutlu ve başarılı bir hayat geçirmesi için ihtiyaç duyduğu bir kişilik öğesidir.
Özgüven bir insanın mutlu ve başarılı bir hayat geçirmesi için ihtiyaç duyduğu bir kişilik öğesidir. Özgüveni yetersiz kişiler kendilerine güvenmedikleri için sorumluluk almaktan çekinirler, yapmaları gereken işlerden bir biçimde kaçmaya çalışırlar, kaçamazlarsa da içinde bulundukları durumu büyük bir gerilim haline getirirler. Kuşkusuz özgüven sadece çocukların değil bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir duygudur; ancak kişiliğin önemli bir bölümü gibi özgüvenin de tohumları çocukluktan itibaren atılmaktadır.
Özgüven, insanın kendisiyle barışık olması, kendini olduğu gibi kabul etmesi; yani olumlu benlik algısıdır. Her insanın, bir gerçek egosu vardır; bir de olmayı istediği, arzu edilen egosu vardır. Bu iki egoyu da bilen ve bunları birbirinden ayırabilen bir kişinin benlik saygısı olduğunu söyleyebiliriz.
Bazı insanlar arzu ettikleri egoyu gerçek ego zannederler. Kendilerini olduklarından farklı görür ve göstermeye çalışırlar. Bu insanlarda gerçek benlik saygısı yoktur. Kimileri de bunun aksine kendilerini olduklarından daha değersiz, daha aşağıda algılarlar. Neticede bu iki durum da kendini olduğu gibi kabullenmemedir. Bir insanın hem olumlu yönleriyle hem de olumsuz yönleriyle yüzleşebilmesi; özgüven sahibi olduğu, benlik saygısının yerinde olduğu anlamına gelir. Özgüvenden kastettiğimiz insanın kendini yeterli görmesi değildir, insanın yeterli olduğu alanlar gibi yetersiz olduğu alanlar da vardır elbette. Yetersiz olduğu alanları da görüp bunlarla yüzleşmeye hazır olan insan kendisini geliştirebilen, kendine karşı dürüst ve gerçekçi olabilen insandır.
Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Etkisi
Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı himayeci davranan ailelerdir. Bazı anneler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için aşırı korumacı tavırlar sergilerler. Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez. Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanamaz. Bu tür bir davranışa mâruz kalan çocukta “Ben yapamam” duygusu oluşur. Bu, özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hâle gelir.
Ailelerin özgüven konusunda verdiği eğitimde kültürel bir etkiden de bahsetmek gerekir. Bir araştırmada Doğulu ve Batılı öğrencilerin anne ve babalarının bir arada bulunduğu bir topluluğa şu soru sorulmuştur: “Çocuğunuzun girişimci ve özgüven sahibi mi olmasını mı istersiniz, yoksa itaatkar ve sadık olmasını mı?” Batı kültüründe yetişenler bu soruya, çocuklarının girişimci ve özgüven sahibi olmasını istedikleri yönünde cevap vermişlerdir. Doğu kültürüne sahip olanlarsa itaatkar ve sadık çocukları tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu araştırma bize kültürel kodlarımızla ilgili şöyle bir bilgi vermektedir: İnsanlar neye önem veriyorlarsa çocuklarını farkında olmadan oraya yönlendiriyorlar.
Çocuğun özgüven sahibi olması, girişimci olması aileler tarafından itaatkarlık ve sadakat aleyhine bir risk olarak düşünülebilir ama çocuğu “kuzu” gibi yetiştirmek de doğru değildir. Çocuğu ancak ergenlik çağına gelinceye kadar kendimize bağlı tutabiliriz, daha sonra dış etkilere mâruz kalması kaçınılmazdır. Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir. Çocuk bunları yapamazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.
Çocuğu küçük yaşlardan itibaren hayata hazırlamak gerekir. Sorumluluk alabilen bir çocuk yetiştirmek isteyen aileler onun büyümesini beklemeden, küçüklüğünden itibaren çocuğa bazı küçük görevler vermeliler ki çocuk bazı şeyleri yapabildiğine, elinden bir işin geldiğine inansın. İlkokula başlayan çocuk sorumluluk almaya hazırdır. Bu çocuğa sorumluluk verilmezse çocuğun kendine duyduğu güven giderek zayıflamaya başlar. İlginç olan şu ki; küçükken çocuğuna hiçbir sorumluluk vermeyen bazı anne babalar, çocukları ileriki yaşlarda sorumluluk almayınca tepki gösteriyorlar. Oysa ki aile eğer o yaşa kadar çocuğa bazı sorumluluklar yükleyip inisiyatif vermediyse çocuğun birdenbire ayaklarının üzerinde durmayı başaramaması gayet doğaldır.
Çocuğun kendine güvenini azaltan bir etken de mükemmeliyetçi anne babaların eleştirinin dozunu kaçırmasıdır. Sürekli eleştirilen çocuk kendisini aptal, yetersiz, beceriksiz hisseder. Diyelim ki çocuk kötü bir karne getirdi, notlarının çoğu zayıf, birkaç tane de iyi var. Aileler genellikle karneye bakar, “Şu niye zayıf, bu niye zayıf?” diyerek çocuktan hesap sorarlar. Bu arada çocuğun kişiliğini eleştirmeyi de ihmal etmezler. Halbuki doğru olan “Bak, şundan beş almışsın, bundan dört almışsın. Şu zayıfları nasıl düzelteceksin?” tarzında yaklaşmak, çocuğu başarıya motive etmektir. O zaman çocuk kendisine değer verildiğini ve sorumluluk aldığını hisseder.
Çocuk yanlış bir şey yapınca onun kişiliğini eleştirmek çok büyük bir hata ve özgüven yıkıcı bir davranıştır. Onu karşınıza alıp yaptığı hatayı kendisine sakin ve kararlı bir dille anlatırsanız çocuk sizi anlayacaktır. Hatasını göstermek yerine, “Sen zaten şöylesin, böylesin” demek çocuğu yaralamaktan başka bir şey yapmaz. Çocuk ailesinin yanındayken kendini yetersiz hissediyorsa sorunu çocukta değil ailede aramak gerekir.
Çocuğun özgüvenini azaltan bir eğitim hatası da çocuğu başkalarıyla kıyaslamaktır. “Bak, filanca hep ders çalışıyor, çok başarılı. Sen niye öyle değilsin?” diye başkasıyla kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve yetersiz hisseder. Halbuki çocuğu kendi kendisiyle yarış yapmaya odaklamak gerekir. Nasıl ki anne baba, çocuklarının kendilerini başka anne babalarla kıyaslamasından rahatsızlık duyarsa çocuk da başka çocuklarla kıyaslandığında aynı rahatsızlığı hisseder. Anne babaların bu bilinçte olması çok önemlidir.
Ailelerin tutum ve eğitim hataları sonucu özgüvenden yoksun bırakılmış çocuklar sürekli kendilerini ailelerine kanıtlama ihtiyacı hissederler. Bunun için ya bir gruba dahil olurlar, ya okuldan kaçarlar, ya da marka tutkusu geliştirirler. Kendilerini gerçekleştirmeyi bir grup ile, marka ile yapmaya çalışırlar. Özgüvene sahip olan bir çocuk marka takıntısına girmez; çünkü bunu çok önemsemez. Anne babalar “Benim çocuğum markasız giymiyor” diyorlarsa önce kendilerini sorgulamalarında fayda vardır.
Aşırı Özgüven
Özgüven fazlalığı da kişilik gelişimi açısından doğru olmayan bir şeydir. Bu durumdaki kişi kendisine ait olmayan davranışlara girişir. Kendisini farklı bir kişiymiş gibi, olduğundan daha üstün bir kişiymiş gibi göstermeye çalışır. “Gururlu, kibirli” diye anılan bu insanlar başkalarının nazarında komik duruma düşerler. Örneğin mezarlıktan geçerken ıslık çalan insanlar vardır, onlar için “Ne kadar kendine güveniyor, hiç korkmuyor” denir. Aslında o kişi müthiş derecede korktuğu için, kendisini tehlikede hissettiği için güvenli rolünü oynuyordur. Gerçek özgüven ile özgüven rolünü birbirinden ayırmak gerekir.
Aşırı özgüven genellikle iki tutum nedeniyle olur. Birincisi yüksek motivasyondur, yani anne babanın çocuktan beklentisinin yüksek olmasıdır. Aile çocuğun yapamayacağı şeyleri hedeflerse çocuk ailesini memnun etmek için farklı görünmeye çalışır, rol yapmaya başlar. Güven rolü oynar. Ailesinin kendisinden yapamayacağı şeyler beklediğini hisseden çocuk hep streslidir, kaygılıdır, mutlu olamaz. “Ne yapsam ailemi mutlu edemiyorum” diye düşünür. Ailesinin beklentilerini karşılayamadığı için böyle bir savunma mekanizmasına sığınır.
İkinci tutum hatası ise övgünün yanlış kullanılmasıdır. Bizim toplumumuzda övgü az kullanılır, bu rağmen çoğu zaman da yanlış kullanılır. Yanlış kullanılan övgü abartılı özgüvene, fazla bir ego kabarmasına yol açar. Bunun için çocuğun kişiliğinin değil çabalarının, becerilerinin övülmesi gerekir. “Sen bir tanesin, akıllısın, dünyada eşin yok” dendiği zaman çocuğun kendini arama, kendini keşfetme, kendini geliştirme becerisi elinden alınmış olur. Çocuk kendisinin her konuda yeterli olduğunu düşünürse kendini geliştirmeye yönelik bir çabaya ihtiyaç duymaz. Övgüyü yanlış kullanmak bu anlamda çocuğa kötülük yapmaktır. Çocuğun kişiliğini değil de “Bak, ne güzel yatağını topladın, ne güzel giyindin” gibi yaptığı iyi şeyleri övmek daha doğru olur. Aksi halde çocukta hatalarını inkar etme duygusu gelişir. Kendisini sadece olumlu bir varlık gibi algılayan çocuğun benlik saygısı yanlış gelişir. Halbuki özgüven; kişinin kendini olduğundan üstün ya da aşağı değil, olduğu gibi kabul etmesi demektir.
Özgüvende Genetik Etki
İnsanın kişiliğinin % 30-40’ı genlerden gelen özelliklerin etkisiyle biçimlenir, % 60-70’i ise öğrenme ile kazanılır. Bazı kişiler genetik yapılarının da etkisiyle içe kapanıktır, bazılarıysa dışa dönüktür. İçe dönük bir kişiyi alıp da aktif, dışa dönük bir kişi haline getirmeye çalışmak insanın genetik doğasına uymadığı için sonuçsuz kalacağı gibi kişide yaralanmaya da neden olur. Dışa dönük kişiden de ağırbaşlı bir insan olmasını beklemek onun kendine güvenini azaltır. Anne babanın çocuğun genetik özelliklerine saygı duyması gerekir. Çocuğu mutlaka tuttuğunu koparacak bir insan olmaya zorlamak doğru değildir.
Aileler çocuklarında görmek istedikleri özellikleri çocuğa adeta empoze ederler. Halbuki çocuğun genetik yapısı, kişilik imkanları ailenin isteklerine müsait olmayabilir. Ailesinin istediği davranışları gösteremeyen çocuk, bunun üzerine bir de eleştiriye, aşağılanmaya maruz kalırsa daha çok içine kapanmaya, konuşmamaya, kendisini çevresinden soyutlamaya başlar, depresyona kadar gidebilir.
Bu türden meselelerde zararın neresinden dönülürse kârdır. İnsanın ruh yapısı plastiktir ve yeni durumlara uyum sağlayabilir. İnsan isterse, anne ve baba da uygun davranırsa kaç yaşında olunursa olunsun bu tür problemlere çözüm bulunabilir.
Kaynak : Prof. Dr. Nevzat Tarhan
Çocuklar çoğu zaman anlamını bilmeden, sadece dikkat çekmek için, ya da öfkelendiğinde öfkesini gösterebilmek için
ANNELER VE BABALAR İÇİN...
Çocuklar çoğu zaman anlamını bilmeden, sadece dikkat çekmek için, ya da öfkelendiğinde öfkesini gösterebilmek için (Çünkü gözlemleri sonucu yetişkinlerin kızdıklarında küfür ettiklerini öğrenmiştir) küfür alışkanlığı kazanırlar.
Çocukların küfürlü konuşmalarına doğrudan biz neden olmasak da onların bu tip konuşmalarını cesaretlendirmiş, güçlendirmiş ya da küfür ettiklerinde onların arzuladığı davranışı göstermiş olabiliriz.
Çocuklarda dikkat çekme arzusu çok fazladır. Bazen çocuk olumlu davranışlarıyla tatmin olacağı ilgiyi çekemediğini düşünürse uygun olmayan davranışlara başvurur.
Varlığını ancak bu tür davranışlarla ortaya koyacağına inanmışsa, o zaman olumsuz davranışlarını tekrarlar.
Çocuğa beklemediği zamanlarda ilgi göstermek önemlidir. Olumsuz her hangi bir davranışına aldığı tepki; kızılması, dil dökülmesi, ödül vaat edilmesi şeklinde olduysa zaten istediği ilgiyi fazlasıyla çekmiş demektir.
Olumsuz davranışlarına göstereceğimiz öfkeli tepkiler çocuğun o davranışı her kızdığında veya ilgisiz kaldığında tekrarlamasını pekiştirecektir.
Olumsuzu görmemeye çalışarak, olumlu davranışlarını takdir edersek, küfür ettiğinde gülmezsek, kendi davranışlarımıza ve konuşmalarımıza dikkat edersek çocuğumuzun olumsuz davranışını yok edebiliriz.
Kaynak : (www.nesilcocukyuvasi.com)
Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.
Disleksi dinleme, konuşma, okuma, yazma, akıl yürütme ile matematik yeteneklerinin kazanılmasında ve kullanılmasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur.
İlkokula başlayan disleksili çocuklarda eğitim alabilecek zihinsel gelişim henüz tamamlanmadığı için okuyamazlar, yazamazlar ve matematiksel işlemleri kavramada zorluk çekerler. Ancak bu onların zeka düzeylerinde bir sorun olduğunu göstermez.
Hatta zeka düzeyi çok yüksek çocuklarda da görülmektedir. Fakat bazen hastalık farkedilmeyebilir.Disleksililer zeka düzeyleri düşük olmadığı gibi özel yeteneklere de sahip olabilirler. Buna önemli kanıt disleksili olduğu bilinen bilim adamları ve sanatçılardır: Albert Eistein, Leonardo da Vinci, Tom Crouse, Mickey Mouse gibi.
Disleksi’li çocuklarda dikkat bozukluğu da görülür. Bu nedenle bu çocuklara bir uzman tarafından sistemli bir dikkat eğitimi verilmelidir.Sözel, işitsel, görsel eğitim metodları seçilmelidir. Sınav sorularını çabuk okuyamazlar ve cevapları yazamazlar. Bu nedenle bu çocuklara sözlü sınav yapılması daha etkin olur. Çoktan seçmeli sınavlarda (test) daha başarılı olurlar.
DİSLEKSİ TÜRLERİ
Disleksi doğuştan gelen gelişimsel ve travmaya bağlı disleksi olarak ikiye ayrılır. Doğuştan gelen disleksi doğum öncesi ,doğum sırasında ve doğum sonrası komplikasyonlara bağlı olarak üçe ayrılır.
Doğum öncesi disleksiye, yetersiz ve dengesiz beslenme, gebelik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve bilinçsiz ilaç kullanımı etken olabilir.Uzun ve zor doğum plesenta anomalileri doğum sırasında oluşan disleksiye ,doğumdan sonra bebeğin nefes almasındaki gecikme ve geçirdiği ateşli hastalıklar da doğum sonrası oluşan disleksi sebeplerindendir. Kalıtsal etmenlere bağlı olarakda disleksi ortaya çıkabilir.
Beyin Kelimeleri Nasıl Okur ?
Beyin üzerinde yapılan çalışmalar normal beyinlerin sağ beyin yarım küresinin sol beyin yarımküresine göre daha küçüktür. Normal bir bireyde beyinin işleyiş şekli şöyledir :
Ses birimi üretimi : (sol inferior frontal gyrus)
Beyinin bu bölümü sesli veya sessiz olarak kelimeleri seslendirmeye yardımcı olur. Bu bölüm ayrıca kelimeleri oluşturan küçük sesleri analiz eder. Bu bölüm daha çok yeni okumaya başlayanlarda daha aktiftir.
Kelime çözümleyiciler : ( sol parieto temporal bölge)
Beyinin bu bölümü daha çok yazılı kelimelerin analizini yapar. Bu bölümde kelimeyi oluşturan hece, ses ve harfler uygun bir şekilde seslendirilir.
Otomatik Dedektör bulucu : ( sol occipito temporol bölge)
Beyinin bu bölümünün görevi kelimelerin otomatik olarak tanınmasını sağlamaktadır. Otomatik bulucu aktive edilir ve okuyucu hızlı bir şekilde kelimeyi algılar.
Bu durum disleksilerde daha farklıdır. Sağ beyin yarımküresinin, sol beyin yarımküresine eşit büyüklükte ya da sol beyin yarım küresinin daha küçük olduğunu ortaya koyar. Disleksilerin sol beyin yarımküresindeki farklılıkların bu bozukluğun nedeni olduğu düşünülüyor.
Disleksi okuma sorunu, yazmada meydana gelen ve matematiksel işlemlerde meydana gelen işlemler olarak ayrılır ve farklı adlar alır.
Okuma sorunları reading disorder diğer adıyla Dyslexia
Yazma sorunu Disgraphia
Matematiksel işlemlerden kaynaklanan sorunlar dyscalculia terimleri ile adlandırılır.
Disleksi üzerine ilk çalışan nörologlardan Samuel T. ORTON disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirlemiştir.
Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
Okurken kelime atlamak.
Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
Yazı yazmada zorluk.
Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik
Erken tanı bu çocukların gelecekte alacakları eğitimin tespiti açısından çok önemlidir.Bu konuda çocuğa yardımcı ve destek olunmalıdır.
Bu da veli-öğretmen-psikolog işbirliği ile olmalıdır.
Kaynak : (www.bilkent.edu.tr)
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN İNTERNET ALIŞKANLIĞI
Değerli Veliler,
Sizler de biliyorsunuz ki, yaşamın her alanında haklarımız olduğu gibi haklarımızı/özgürlüklerimizi kullanırken uymamız ve dikkat etmemiz gereken kurallar vardır. İletişim özgürlüğü içinde yer alan Internet kullanımında da dikkat etmemiz gereken kurallar, çocukların Internet’ten güvenli bir şekilde yararlanmalarını sağlamak açısından önem taşımaktadır.
Çocuklarınızın daha bilinçli ve güvenli Internet kullanıcıları olmalarına yardımcı olacak bazı öneriler aşağıda sıralanmaktadır:
1-Her şeyden önce çocuğunuzla iyi bir iletişim içinde olunuz. Çocuğunuzun arkadaşları, zevkleri, korkuları, sevdikleri ve sevmedikleri konular hakkında bilgi sahibi olunuz. Çocuğunuza, her konuyu sizinle paylaşabileceği güvenini veriniz. Sizin yetersiz kaldığınız konularda uzmanlardan yardım alınız.
2-Çocuğunuzun Internet’e girdiği bilgisayarın çocuğun odasında olmamasına, evinizin ortak kullanım alanı içinde olmasına dikkat ediniz.
3-Çocuğunuzun Internet’te kalma süresine ve bilgisayar kullanma süresine mutlaka kısıtlama getiriniz. Çocuğunuzun yaşına uygun olacak kullanma süresini belirleyiniz. Unutmayınız ki, uzun süre bilgisayar veya Internet kullanımı çocuğunuzun sosyalleşmesine olumsuz etki yapabileceği gibi hareketsiz kalmasına, bazı fiziksel rahatsızlıklara neden olabilecektir. Çocuğunuzun oyuna, kitap okumaya, spor yapmaya ve sanata vakit ayırmasını sağlayınız.
4-Her konuda olduğu gibi, bu konuda da ebeveyn olarak çocuklarınıza iyi birer örnek olunuz. Bilinçli ve güvenli Internet kullanım kurallarını öğreniniz ve uygulayınız.
5-Çocuğunuzla bilinçli ve güvenli Internet kullanımı kuralları konusunda konuşunuz. Bu kuralların neler olduğunu anlaşılır bir şekilde açıklayınız ve kuralları kesin olarak koyunuz. Koyduğunuz kurallar ve konuşmalarınızda pozitif tutum sergileyiniz. Olumsuz söylemlerin çocuğunuzla kuracağınız iletişimde çatışmayı artırıcı unsur olabileceğini aklınızdan çıkarmayınız.
6-Çocuğunuzla ve okul öğretmenleriyle birlikte çocuğunuzun yaşına uygun ve güvenli olan Internet sitelerinin adreslerini belirleyiniz. Belirlediğiniz sitelerin adreslerini bilgisayarınızın “sık kullanılanlar” bölümüne kaydediniz. Böylece bu sitelere giriş işlemi daha kolay olacaktır.
7-Internet’te mümkünse çocuğunuzla birlikte gezininiz. Eğer çocuğunuz bu konuda isteksiz ise, sadece sizin ve okul öğretmenlerinin onayladığı siteleri ziyaret etmesi konusunda çocuğunuzu uyarınız.
8-Çocuğunuzun Internet kullanımını sık sık denetleyiniz. Hangi sitelere girdiği, hangi sohbet ortamlarında bulunduğu konusunda fikir sahibi olunuz. Mümkünse sohbet ortamlarındaki arkadaşlarını tanımaya çalışınız.
9-Çocuğunuzun Internet ortamında güvenliğini sağlamak ve zararlı içeriklerden korumak amacıyla gerekli güvenlik ve filtreleme programlarını edininiz.
10-Çocuğunuza Internet ortamında tanımadığı kişilerle sohbet etmemesini, iletişim kurmamasını öğretiniz.
11-Çocuğunuzun, ziyaret ettiği sitenin “güvenlikle ilgili sorularını” dikkatlice okumasını, sitenin istenilen bilgileri ne amaçla istediğini öğrenmesini ve gerektiği takdirde velilerine danışarak istenilen bilgileri vermesi belirtiniz. Sizin onayınız olmaksızın kendi ve aile resimlerinizi, adresinizi, telefon numaranızı, okul adını vermemesini ifade ediniz.
12-Çocuğunuza sizin izniniz olmaksızın, kendi adresini, okulunun adını, telefon numaranızı, ebeveyninin iş adresleri ve iş yeri telefon numaraları gibi kişisel bilgileri Internet sohbet ortamında kimseye vermemesi gerektiğini öğretiniz.
13-Çocuğunuz, Internet kullanıcı adını ve şifresini sizin dışında hiç kimseye vermemelidir.
14-Internet ortamında, sohbetlerde çocuğunuzu rahatsız eden görüntü, ses ve yazılar yer aldığı takdirde hemen bulunduğu Internet ortamından çıkmasını ve size haber vermesini isteyiniz.
15-Çocuğunuzun, bir sitede yer alan oyunlara, aktivitelere, yarışmalara katılmadan önce bunların yaşına uygun olup olmadığı konusunda mutlaka size ve öğretmenine danışması gerektiğini belirtiniz.
16-Çocuğunuza,Internet ortamında yeni tanışılan kişilerin her zaman kendileri ile ilgili doğru bilgiler vermeyebileceği, kimlikleri ve yaşlarıyla ilgili yanıltıcı bilgiler verebileceği gerçeğini anlatınız. Internet sohbet alanlarında ve haber gruplarında ilk defa karşılaşılan yeni mesaj ve kişileri mutlaka velilerine göstermelerini isteyiniz.
17-Çocuğunuza, size sormadan Internet ortamında alış veriş yapmaması gerektiğini; istenilen kredi kart numaraları bilgilerini vermemesini öğretiniz.
18-Çocuğunuzun, Internet sohbetlerinde onlardan yapmamaları gereken, ya da onları rahatsız eden bir davranışta bulunmalarını isteyenler olduğu takdirde, sohbeti bırakarak hemen size haber vermesini ve olayı anlatmasını isteyiniz. Çocuğunuzun size güvenmesini sağlayınız. Çocuğunuza kızmayınız, korkutmayınız. Çocuğunuza her konuda destek vereceğinizi hissettiriniz.
19-Çocuğunuzdan, Internet sitelerinden bilgisayara yükleyecekleri veya indirecekleri programlar ve içerikler hakkında size haber vermesini, sizin izniniz olmaksızın bu işlemleri yapmamasını isteyiniz.
20-Çocuklara, Internet ortamında başkalarını rahatsız edecek davranışlarda bulunmamalarını öğretiniz.
21-Şaka yapmak amacıyla dahi arkadaşlarıyla hatta hiç kimseyle korkutmak amacıyla tehdit edici bir üslupla iletişim kurmamalarını anlatınız. Günlük hayatta olduğu gibi, Internet’te de kötü ve kaba kelimeler kullanmamalarını, kibar ve güzel bir dil kulanmalarını isteyiniz.
22-Kelimeleri büyük harflerle ve uzatarak yazmak, düşüncelerimizi iletişimde bulunduğumuz kişiye ısrarcı bir şekilde kabul ettirmeye çalışarak ifade etmenin saldırgan bir ifade tarzı olarak anlaşılabileceğini, bu tür iletişimden uzak durulması gerektiğini öğretiniz. Çocuğunuza karşı bu tarz iletişimde bulunanları uyarmasını, uyarılarını dikkate almayanlarla iletişimde bulunmamasını, Internet ortamından çıkmasını belirtiniz.
23-Çocuğunuzun, Internet ortamında kaba dil kullanan, onları rahatsız ve tehdit eden kişileri size haber vermesini isteyiniz. Bu davranışlarda ısrarcı olanları emniyetin ilgili birimlerine ve servis sağlayıcınıza bildiriniz.
24-Internet ve bilgisayar evinizde ya da çocuğunuzun okulunda yoksa ve çocuğunuz Internet’i başka bir yerde kullanmak zorunda ise bu yerin neresi olduğu hakkında bilgi sahibi olunuz. Sizin izniniz olmaksızın bu yerlere gitmemesi gerektiği konusunda çocuklarınızı uyarınız. Çocuklarınız için uygun olmayan (sigara içilen, filtreleme kullanmayan işletmelerde) ortamlarda bulunmamaları konusunda çocuklarınıza bilgi veriniz.
25-Unutmayınız ki yanlarında velisi olmayan 12 yaşın altındaki çocukların Internet kafelere alınmaması gerekir. Yaşları tutmadığı halde çocukları kabul eden işletmeler aslında kanuna aykırı işlem yapıyor demektir. Lütfen onlar dikkat etmese bile bu kurala sizler dikkat ediniz ve gerekli ise çocuğunuzla birlikte bu yerlerde bulununuz.
Kaynak : (www.rtuk.gov.tr)
Doç. Dr. Figen ŞAHİN
(Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları AD, Sosyal Pediatri BD)
Erişkinler için olduğu kadar çocuklar için de büyük bir eğlence, iletişim ve eğitim kaynağı olan Internet'in kullanımı ve erişimi hızla yaygınlaşmaktadır. Internet, çocukların dünyayı keşfetmeleri, öğrenmeleri ve eğlenmeleri için mükemmel bir ortamdır. Ancak, Internet kullanımının çocuklar için yarattığı riskler de mutlaka akılda tutulmalıdır. Yasal olmayan, şiddet ve cinsellik içeren sitelere erişim, tehlikeli insanlarla iletişim başta gelen riskler arasındadır. Uyuşturucu ve terör gibi yasal olmayan yollara destek arayanlar Internet'i propaganda aracı olarak kullanmaktadır. Internet, çocukları taciz etmeye çalışan erişkinler için çocukların yaşamlarına önemli bir giriş kapısı oluşturmuştur. Yapılan araştırmalar birçok çocuğun Internet'te kandırıldığını ve istismarla karşılaştığını göstermektedir.
Çocukların Internet'te karşılaşabileceği risklerden biri, sakıncalı içeriği olan seks sitelerine girmeleri ve erişkinlerin cinsel tekliflerine maruz kalmalarıdır. Günümüzde 25 milyondan fazla çocuk Internet'te saatlerce sörf yapmakta ve her dört çocuktan biri seks sitelerine girmektedir. Çocuklarla cinsel ilişkiye girmek isteyen erişkinler, çocukların sık kullandıkları sohbet odalarına girmekte ve bu sırada karşılaştıkları çocuklara erotik fotoğraflar göndererek gerçek ortamda da buluşma teklifleri yapabilmektedirler. Küçük çocuklardan cinsel ilgi duyma, haz alma ve cinsel ilişkiye girme olarak tanımlanan pedofili üzerine 7.650 adet sansürlenmiş site olduğu ve sanal pedofili piyasasının 5 milyar dolar civarında olduğu da bildirilmektedir.
Internet'in bir pornografi yayın aracı olarak kullanımı da hızla yaygınlaşmaktadır. Çocuk pornografisi, bir çocuğun gerçek veya kurgulanmış herhangi bir cinsel aktivite içinde gösterilmesi ya da vücudunun belli yerlerinin cinsel amaçla gösterilmesi olarak tanımlanmaktadır. Kaydedilen görüntüler fotoğraf, CD ya da video kaset şeklinde olabilir ve erişkinlerin cinsel doyumunu sağlamak amacıyla kullanılır. Çocuk tacizcileri günümüzde bilgisayar teknolojisini çocuk pornografisi görüntülerini elde etmek ve dağıtmak amacıyla kullanmaya başlamışlardır. Ayrıca dijital grafik programları ile aslında pornografik olmayan fotoğrafların da pornografik hale dönüştürülmesi mümkün olmaktadır. Kanada'da 561 cinsel tacizci üzerinde yapılan bir çalışmada tacizcilerin % 17'sinin taciz sırasında pornografiyi kullandıkları, çocukları cinsel olarak taciz edenlerin, erişkinleri taciz edenlere göre pornografiye daha çok başvurdukları saptanmıştır. Cinsel istismar sırasında pornografinin kullanımı % 55 olguda çocuğa pornografik materyalin gösterilmesi, % 36'sında ise taciz ettikleri çocukların resminin çekilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Çocuk pornografisine yönelik suçlar çoğunlukla suç örgütleri tarafından işlenmektedir. Internet'in sınırları aşma özelliği nedeniyle de bu tip istismarın önlenmesi oldukça zor olmaktadır.
Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Suç Araştırmaları Anabilim Dalında 2006 yılında yapılan bir araştırmada ABD sitelerindeki pornografik fotoğrafların tüm dünyadakilerin % 51'ini oluşturduğunu, ABD'yi sırasıyla Rusya, Japonya, İspanya ve Tayland'ın izlediği gözlenmiştir. Bu çalışmada verilen diğer rakamlar ise şöyledir: Dünyada pornografik web sitesi sayısı: 4,2 milyon; arama motorlarından pornografik site arama sıklığı: günde 68 milyon; son bir yılda üretilen pornografik film: 11 bin; yasa dışı çocuk pornografisi site sayısı: 106.417.
Giderek artan Internet kullanımı ve çocuklar için söz edilen riskler, çocuk hekimlerine yeni bir sorumluluk yüklemektedir. Artık çocuk hekimleri karşılaştıkları çocuklara ve ailelere çocuğun Internet kullanımı hakkında da sorular sormak ve onlara güvenli Internet kullanımı konusunda bilgiler sağlamak durumundadır.
Ailelere çocuklarının Internet'te güvenliğini sağlamaları konusunda verilebilecek öneriler:
Çocukları ile iyi bir iletişim halinde olmaları ve çocukları ile Internet'te neler yaptıklarını konuşmaları, çocuğun Internet'e girdiği bilgisayarın çocuğun odasında değil, evin ortak kullanım alanlarından birinde olması, Internet kullanımı konusunda kurallar konması, çocuğun Internet ortamında kişisel bilgileri gizli tutması, aile güvenliği yazılımlarının kullanılması gibi pek çok bilgiyi içermektedir.
Internet'te karşılaşabilecekleri tehlikelerin öngörülüp uygun önlemlerin alınması ile çocuklar, istismar edilme riski taşımadan kendilerine yararlı olan teknolojiyi kullanabileceklerdir.
KAYNAK : 1. Sosyal Pediatri Günleri "Basın Yayında Çocuk Sağlığı Sempozyumu", 24 Ocak 2007, Bildiri Özetleri
Çocuklar her türlü ihmal ve istismardan korunmalı ve onlar her koşulda yetişkinlerden daha özel ele alınmalıdır.
Mustafa Kemal ATATÜRK
